Pages

Brovisman: Bomba – Sanatoryum



Yönünü mutluluğa çevirenler de insan tanımını ‘basit’ olarak yapıyor ve ayyuka çıkmış bezginliğime ‘morg görevlisi’ yakıştırmasını uygun görüyor. Kuşkusuz, korkunun ecele faydası yok gerçeğiyle kendimi yatıştırabilir, bu yakıştırmayı içeri adım atmak motivasyonumu sağlamakta kullanabilirim. Fakat sorun da esasen tam bu noktada ortaya çıkıyor: bu motivasyon için neden harekete geçmeliyim?

Fiziksel aktivitemin mevsim normallerinin üzerinde olması şüphesiz bezginliğimin bu denli göze çarpmasında etkili. Daha tesirli olanlar da eklenince katlanılır biri olmadığımı ‘kendime bile katlanamamak’ durumuyla anlıyorum.

Omurgamın çatısı bel veriyor, beni bir arada tutan çürümüş ipler en zayıf olanının üzerine biniyor ve anlatacak bir şey kalmıyor. Savunma pozisyonunda bütün mevzilerimi pasif direniş emrimle organize ediyorum. Alarm durumundayken yanıma sokulan biri hayattaki amacının mutluluk ve huzur olduğunu söylüyor.

Kum saatimin boğumuna bir kaya parçası takılıyor böylece. Adrenalimden destek beklerken köstek oluyor. Yerlerinden çıktı çıkacak çivilerle tutturulmuş aynalarımdan kuduran bir köpek beliriveriyor. Müstehzi bir kahkaha gibi karşımda boş bir çift göz duruyor. Tahammül et telkinimle zehirleniyorum.
Önümde ya varlığıma kavuşacağım ya da yokluğa gark olacağım yol beliriyor. Her iki yolun sonunda da benliğim pare pare oluyor.

Yemin ediyorum, insanın ‘basit insan olmak’ hususunda ısrar edesi geliyor. Kargo ceplerinde yük taşıyan yük asansörü gibi davranası geliyor. Önümde ya yerimde saymak ya yukarıyı zorlamak ya da aşağıdakileri ezmek kalıyor böylece. Çam ağacı iğnelerinin gölgeleri altında durup önümdeki zor yolları kolaçan ediyorum. Yolların sonunda canevimden vurulduğumu görüyorum.

Defalarca.

Sessizce teskin ediyorum kendimi.



Hayat bu bünyeyi kimde, nerede görürse görsün alıştırdığı üzere hemen benimsetecek. Ya da siz öyle sanıyors/dunuz.

0 yorum: