Yönünü mutluluğa çevirenler de insan tanımını ‘basit’ olarak
yapıyor ve ayyuka çıkmış bezginliğime ‘morg görevlisi’ yakıştırmasını uygun
görüyor. Kuşkusuz, korkunun ecele faydası yok gerçeğiyle kendimi
yatıştırabilir, bu yakıştırmayı içeri adım atmak motivasyonumu sağlamakta
kullanabilirim. Fakat sorun da esasen tam bu noktada ortaya çıkıyor: bu
motivasyon için neden harekete geçmeliyim?
Fiziksel aktivitemin mevsim normallerinin üzerinde olması
şüphesiz bezginliğimin bu denli göze çarpmasında etkili. Daha tesirli olanlar
da eklenince katlanılır biri olmadığımı ‘kendime bile katlanamamak’ durumuyla
anlıyorum.
Omurgamın çatısı bel veriyor, beni bir arada tutan çürümüş
ipler en zayıf olanının üzerine biniyor ve anlatacak bir şey kalmıyor. Savunma
pozisyonunda bütün mevzilerimi pasif direniş emrimle organize ediyorum. Alarm
durumundayken yanıma sokulan biri hayattaki amacının mutluluk ve huzur olduğunu
söylüyor.
Kum saatimin boğumuna bir kaya parçası takılıyor böylece.
Adrenalimden destek beklerken köstek oluyor. Yerlerinden çıktı çıkacak
çivilerle tutturulmuş aynalarımdan kuduran bir köpek beliriveriyor. Müstehzi
bir kahkaha gibi karşımda boş bir çift göz duruyor. Tahammül et telkinimle
zehirleniyorum.
Önümde ya varlığıma kavuşacağım ya da yokluğa gark olacağım yol
beliriyor. Her iki yolun sonunda da benliğim pare pare oluyor.
Yemin ediyorum, insanın ‘basit insan olmak’ hususunda ısrar
edesi geliyor. Kargo ceplerinde yük taşıyan yük asansörü gibi davranası
geliyor. Önümde ya yerimde saymak ya yukarıyı zorlamak ya da aşağıdakileri
ezmek kalıyor böylece. Çam ağacı iğnelerinin gölgeleri altında durup önümdeki
zor yolları kolaçan ediyorum. Yolların sonunda canevimden vurulduğumu görüyorum.
Defalarca.
Sessizce teskin ediyorum kendimi.
Hayat bu bünyeyi kimde, nerede
görürse görsün alıştırdığı üzere hemen benimsetecek. Ya da siz öyle
sanıyors/dunuz.


0 yorum:
Yorum Gönder