Pages

Brovisman: Bomba - Cumartesi Sanrıları

“Geriden gelmek her zaman geç kalmak değil.” 



Bu sabah diğerlerine benzemeyeceğimi planladım. Yüzüme dolu dolu birkaç avuç su çarptıktan sonra kahvaltı için aşağıya indim. Birkaç kişi ile konuşabilmek umudu ile diğerlerinin arasına karışmaya gayret ettim. Amacımın büyük kısmı kelime dağarcığımı geliştirmek, genişletmekti. Bu amacımı orospu kelimesinin rotasyonlanarak yaratılmış birkaç yaratıcılık eseri cümle özümseyerek tamamladım.

Suyumu, sigaramı ve güneşi yanıma alarak çınlamalarım ve uğuldamalarımla girişe yürümeye başladım. Bozulan taş için çimento, su ve kum yeterliymiş, öğrendim. Bileklerimde olması gereken pantolonumun paçalarını dizime ulaştırdıktan hemen sonra tekerlekli sandalye kurallarına uyarak yolculuğumu tamamladım. Kaldırımlar yanıyordu, dizim knock-out, ben mücadeleyi hiç kaybetmemiş gibi iki saatten fazla bir süre bekledim, yemin ederim. Mor cam şişedeki hatırlanan kokularla serinlerken gözüme tutulan ışıkları hatırladım. Geyik tavşanlar gibi duraksamaya mahal vermeden gerçeklik algısının yeniden oluşması tehlikesinden uzaklaştım. Yine de ‘I double love you!’.

Legacyi kimden aldım hatırlamıyorum ama tesadüf o ki ağabey ben değildim. Hem kendi ifademi ben okumak istemiyorken onların okumasını hiç mi hiç istemem. Böylesi güzel bir tesadüf veya havalanmış toprak kadar afilli bence.

Güneşin yokluğu havayı biraz daha katlanır kılmıyordu. Çivit mavisi gökyüzünün altında hayatımın sembolünü uzunca izledim.

Ayılmak isterdim, çocukluğumun tütün kolonyalarından tedarik edememiştim.

0 yorum: