Pages

Brovisman: Insun


Sahneye aynı oyunu koyuyorum, günlerce. Rollerime, sessizliğimi zırhıma macunlayıp, savunmalarımla taarruz ederek bürünüyorum. Krizlerden kriz beğen meselesinin monotonluğa tecavüzlerinde bıkıyorum sahnede olmaktan. Kederimi tecrit ederek, seyircilerin arasından ‘ben’i izlemek ile sakinleşiyorum. Ah!

Nasıl da makyajsız halimi arzuluyorum!

Oysa ki karakterlerimi katletmek seyirciye hoş geliyor, sahneye çıkmazsam katledileceğim tehditleri alıyorum. Sıkışıp kalıyorum en ön koltuklardaki bakışlarla. Parçalanmanın huzuru ile ezilerek parçalarıma ayrılıyorum; gümüş tepside sunuyorum kendimi, karşılığını bekliyorum sebatla. Anlıyorum ki baktığım yerde göremiyorum istediğimi, arzuladığım oyun perdenin çok ötesinde oynanıyor. Hakikati tahmin etmek değil, bilmeyi istiyorum!

Sessiz bir ağız dolusu küfür ettikten sonra arafta, bir name duyuluyor ruhumda. Dilim, damağım uyuşmuş. Hasiktir bu zeytinin laneti diyorum.


Limon sıkıyorum isimlerime. Lanet olasıca ‘ben’! yine yavan kalıyorum.

0 yorum: