Sahneye aynı oyunu koyuyorum, günlerce. Rollerime,
sessizliğimi zırhıma macunlayıp, savunmalarımla taarruz ederek bürünüyorum. Krizlerden
kriz beğen meselesinin monotonluğa tecavüzlerinde bıkıyorum sahnede olmaktan. Kederimi
tecrit ederek, seyircilerin arasından ‘ben’i izlemek ile sakinleşiyorum. Ah!
Nasıl da makyajsız halimi arzuluyorum!
Oysa ki karakterlerimi katletmek seyirciye hoş geliyor,
sahneye çıkmazsam katledileceğim tehditleri alıyorum. Sıkışıp kalıyorum en ön
koltuklardaki bakışlarla. Parçalanmanın huzuru ile ezilerek parçalarıma
ayrılıyorum; gümüş tepside sunuyorum kendimi, karşılığını bekliyorum sebatla.
Anlıyorum ki baktığım yerde göremiyorum istediğimi, arzuladığım oyun perdenin
çok ötesinde oynanıyor. Hakikati tahmin etmek değil, bilmeyi istiyorum!
Sessiz bir ağız dolusu küfür ettikten sonra arafta, bir name
duyuluyor ruhumda. Dilim, damağım uyuşmuş. Hasiktir bu zeytinin laneti diyorum.
Limon sıkıyorum isimlerime. Lanet olasıca ‘ben’! yine yavan
kalıyorum.


0 yorum:
Yorum Gönder