Yaşayamadan öleceklere duyduğu saygı ve sevgi ile yalanlarının
karışımının verdiği aşağılık kokuyla attı kendini yoluna. Üzmemek gerektiğini
bildiği kuşkuya yer vermeyecek seviyede. Tıpkı devam etmemeye karar vermişler
ile oluşturduğu kardeşlik ölçülü; bir fincan üzüntü, bir kaşık karşılıksız sevgi.
Şeritleri sayarken yaşadığı iş kazaları, izmaritin körfeze düşüşü ve yahut
pencereden uçuşan kızın saçları yolunu kısaltırken farkına varıyor ki, aslında
rüzgarı sürüyor. Ruhu alevler içinde dönerken, avucunda hissettiğin soğuğun
tezatlığı ‘sağa bak’ koltuğundaki vücutsuz suatın ızdırabı. Vakur ve bir o
kadar müzdarip yüzünü hatırladıkça, ızdırap katlanılmaz hale geliyor. Takibinde,
yükünün ağırlığının ezici baskısıyla, tevekkülün önünde dizlerinin üzerine
çöküyor. Bu ezilme hissi, onda, zevkin ve trajedinin uyuşturduğu azapları
ayyuka çıkarıyor ve daha önce kendine karşı mazur gördüğü bütün günahlar,
şimdi, amaçsızlığın pertavsızı gölgesinde, birer katil kadar gözünde büyüyor.
“Herkes, her cümleyi farklı okur”daki hoş gelen o zor
ızdırabı yaşıyor.
Izdırabın kaynağı metaforlarının dolu olduğu dimağ; o zor,
uslanmaz, huzur bulmaz.


0 yorum:
Yorum Gönder